13 Mayıs 2016 Cuma

Döndüm ben :')

Merhabalar;

Anne bebek paylaşımlarım için ayrı bir blog açmıştım. Ancak artık tek bir blog üzerinden devam etmeye karar verdim. İçeriğinde ise tıpkı buradaki gibi makyaj, bakım, kombinlerim, kitaplarım, gezilerim, annelik kısaca bir kadının hayatına dair her şeyden bir parça bulabileceksiniz. Ne yalan söyleyeyim bebek üzerine yazmak çok güzel ama beni biliyorsunuz her konuda paylaşmayı, içimden geldiği gibi kafama estiği gibi yazmayı seviyorum. Dümenin seyrine rüzgara göre yön vermek en güzeli değil mi ;) Bence öyle :')

Artık blogumu bloggera taşıdım rahatça takip edebileceksiniz. Bu paneli sizleri rahatça takip edebilmeyi, bloglar arası gezmeyi özlemişim. Yok anacım bloggerdan ötesi yalan.

O zaman buraya alayım sizi :') www.gozdeanne.com Takibe almayı unutmayın emi


Bu arada YouTube kanalımda da videolar paylaşıyorum, orada da içimden geldiği gibi her türlü paylaşım bulacaksınız. Ve en güzeli de sizinle beraber yön vermek olacak, o yüzden abone olmayı ve istek videolarınızı yazmayı unutmayın.

Son videomu da buraya ekleyip kaçıyorum ^.^ Hep sevgiyle


4 Nisan 2016 Pazartesi

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.

27 Mart 2016 Pazar

Emzirme ve Süt Arttırma Üzerine (videolu)

Hamilelikte doğum kadar düşündüğümüz bir konu daha varsa kesinlikle emzirme! Doğum nasıl olacak, özellikle normal doğum isteyen anne adayları için yapabilecek miyim (şahane doğum maceraları anlatmaya bayılan bir toplumuz maalesef yüreklendirme yerine korkutma yolu tercih ediliyor), hemen sütüm gelecek mi sorularını hangimiz düşünmedik ki?

Doğum yazım ne kadar cesaret verici ise emzirme yazımda o kadar güven verici olacak, gönül rahatlığı ile okumaya devam edebilirsiniz ;) Doğuma kendime güvenerek gittim, her ne kadar hamileliğimde dönem dönem benim aklıma da gelip acaba dedirten bir konu olsa da emzirme konusunda da kendimden o kadar emindim. Her zaman düşüncem şu yönde oldu; eskiden mama yoktu, fakirlik olduğundan insanlar kendilerine bile yiyecek gıda bulamazken (kıtlık dönemlerini dedelerinizden, büyük büyük ninelerinizden dinlemişsinizdir elbet) bebekleri için uygun yiyeceği bulmak ile uğraşacaklarını hiç sanmıyorum ee bebekler aç mı kaldı bu durumda demek ki herkes emzirebiliyordu (sağlık problemi olanların yada fiziki/anatomik olarak emzirmeye engeli olanların kesinlikle konu dışı olduğunu belirtmek isterim), sizin için çok ekstrem düşünceler gibi gelebilir bunlar hatta hamile kafası da diyebilirsiniz. Varsın öyle olsun ben sonuca bakarım :) Ben tüm bunları düşünürken, bir yandan doktorumu şunu yemezsem bebeğim beslenebilir mi, süt ne kadar içemeliyim vs soruları ile darlarken beni sakinleştirip kendime güvenmemi sağlayacak bir düşünce de doktorumdan geldi. İnsanların çok kötü muamelelere maruz kaldığı toplumlarda (mesela kamplarda tutulan insanlar , savaş dönemleri gibi örnekleri düşünebiliriz) sağlıklı doğumlar olmadı mı, insanlar kendilerine yiyecek bir şeyler bulamazken bebeklerini nasıl emzirdiler dedi! Sizce de çok haklı değil mi?

Çok şükür doğum sonrası hemen sütüm geldi, aslını söylemek gerekirse hiçbir zaman elimle sıkıp yada sağıp sütüm var mı diye bakmadım. Bebeğimi kucağıma verdikleri gibi emzirmeyi denedim ve bence sütüm vardı. Her mıkırdanmasında emzirdim. Ağlamadığına göre yeterli miktarda sütüm olmalıydı. Sık sık meme istediği için sütümün olmadığını aç olduğunu mama vermem gerektiğini iddia edenler oldu. Pek şahane çocuk doktoru şimdiki gençler mama vermemek için bebeği aç bırakıyorlar bebekler sarılık oluyor vs gibi lafları ile yakınlarımdan biribi etkileyip yeni anneye hiç söylenmemesi gereken şeyler de söylemediler değil. Ama ben kendimi şartlamıştım, herkes yapıyorsa bende yapacaktım! Ve asla bu tahriklere gelmeyecektim. Ne mi oldu? Bir anlık ya gerçekten bebeğimi aç bırakıyorsam yanılgısına kapılıp ilk gece mama vermeyi denedim, yalnızca bir kaç çay kaşığı! Israr edilmesine rağmen gönlüm el vermedi bıraktırdım. Bu noktada kararlı olmak çok önemli, çünkü zaten yeni doğum yapmışsın cırlayıp söylenmeye takatin yok, ve ilk kez anne olduğundan ya yanlış yaparsamın vicdan azabı var gaflete kapılıp bebeğinizi karnını tıka basa doldurulmak üzere birilerinin ellerine bırakmanız an meselesi. İyi ki kararlı olmuşum, hislerime ve kendime güvenmişim diyorum şimdi. Çünkü bence o an benim annelikte ilk sınavımdı, başka başka konularda akıl vermeye kalkışılmasının bir nebze önünü kestiğimi düşünüyorum.

Hastaneden çıktıktan sonra yine dış seslerin etkisi ile bir kez daha acaba dedim. Yine bebeğim ağlamadığı halde sık sık memede durmasını açlığına bağlayanlar oldu. Bu noktada eşim devreye girdi. İyi ki diyorum iyi ki doğum öncesi araştırmışım, okumuşum, nelerle karşılaşabileceğim hakkında fikir sahibi olmuşum ve eşimi de bilgilendirmişim. Vermek hiç istemiyorum ama acaba alsak mı mama dediğimde, seni uyarmamı istemiştin gereklilik söz konusu olmadıkça vermeyecektin dedi ve ben gaflet uykusundan uyandım. Ben hamileyken yaptığım kitap paylaşımlarında hiçbir şey kitaplardaki gibi olmuyor diyenlere selam olsun. O zaman verdiğim cevapta aynıydı şimdi de aynı ve bu her konu için geçerli bence. Evet hiçbir şey kitaplardaki gibi değil, zaten tek bir doğru ve tek bir kural olsaydı bebekler için büyütme kılavuzu yazılır hastanelerde dağıtılırdı öyle değil mi? Okumaktaki araştırmaktaki amaç a,b,c planları oluşturabilmek. Sıfır bilgi ile bebeğe karşıdan bakacağıma kafamda ışık yakacak bir şeyler öğrenmeliyim. Şimdi dönüp bakıyorum da ne kadar çok konuşan olmuş, hamile ve lohusa kafasına sığınıp keşke biraz stres atsaymışım :P Bence bir de lohusalık dönemimi yazmalıyım :)

Evet mamayı tamamen kafadan attığımıza göre şimdi sırada sütüm gerçekten yeterli olacak mı, yetmesi için ne yapmalıyım vardı! Ne yemiş ne içmiş de bebeği 12 aylık olmasına rağmen hala emziriyor ve sütü yetiyor diye düşünüyorsanız yazının devamında hayal kırıklığına uğrayabilirisiniz şimdiden söyleyeyim. Çünkü şunu ye süt yapar, bunu ye sütlerin oluk oluk çağlayacak diye bir formülüm yok. Var diyene de inanmıyorum. Hastanede ebenin önerisiyle humana still tee kullanmıştım, çıktıktan sonra buna bir de lactamil ekledim. Ama kullandığım dönemler ile kullanmadığım dönemler arasında hiç fark olmadı. Ben demir emilimini etkilememesi için ve emzirme döneminde herhangi bir faydası olduğunu düşünmediğimden çay/kahve içmeye son vermiştim. Hamileliğimde de çok az içtim zaten. İşte bu sebepten gün içerisinde ve özellikle sabah kahvaltılarında sırf içecek bir şey olsun diye içtim bu içecekleri ama toplu aldığımız için içmeye devam ettim. Evde olmasaydı bunun yerine aktardan rezene ve ısırgan otu alıp çayını demlerdimki azda olsa rezene içtiğim dönemlerde oldu. Rezenenin gaz ve sindirim düzenleyici etkisi olduğunu biliyorum ve bu sebepten tercih ederdim. Isırganda aynı şekilde sindirimi düzenliyor ve bunun yanında yüksek miktarda demir içerdiği biliniyor. Bunlar tavsiye niteliğinde değil, aktardan rezene alırken edindiğim bilgiler mutlaka kullanmadan önce doktorunuza danışın. Unutmayın bitki bile olsa her şeyin fazlası zarar neyi ne kadar kullanacağınızı doktorunuzdan öğrenmelisiniz.
Yediklerime gelince süt artırıcı olarak düşünmedim hiçbir şeyi ama enerji ihtiyacım olduğundan -emziren anneler bilirler bir anda eliniz ayağınız kesilebiliyor- ve tatlı ile kof kilo yüklenmek istemediğimden bu ihtiyacımı hurma&ceviz ikilisi ile karşıladım. Sağolsun eşim her sabah işe gitmeden hurmanın çekirdeğini çıkarır içerisine de yarım ceviz koyar böyle bir kase hazırlardı. Bende canım tatlı istedikçe ya da öğün aralarında bir şeyler atıştırmak istediğimde gelip gidip ağzıma atardım. Üzerine de bir büyük bardak su.

Okuduğunuz gibi yiyip içmenin süt artırıcı etkisi olduğunu düşünmüyorum. Sütü artıran 2 şey var! Her şeyden önce sık sık bol bol emzirmek! Ve çokça su içmek. Anne sütünün %87 sini suyun oluşturduğu düşünülürse zaten ne yapmanız gerektiği ortada. Emzirmek için asla zaman hesabı yapmadım, 2 saat beklemek gerektiğine falan inanmıyorum. Yeri geldi koca gün memede durmak istedi Eylül Masal ve durdu da. İhtiyacı olan sütü de bu şekilde karşıladı ve artırdı zaten. Önemli olan memelerdeki sütün boşalması bu da demek oluyor ki emzirmek için beklememeli. Arz talep olayı anlayacağınız ne kadar çok emilir ve memeler boşalırsa o kadar fazla üretiliyor. Memedeki sütün tamamen boşalması, beyne süt bitti yetmiyor daha fazla üretmelisin mesajı gönderiyor.

Buraya kadar okuyup kesinlikle tuzu kuru yazması kolay diye düşünmeyin. Emzirmek öyle bir süreç ki bunun meme grevi var, bebeğin ilgisi etrafa kaydıkça meme ile eskisi kadar haşır neşir olmadıkça süt tamamen tükenmediğinde üretiminin azalması var. Bizde yaşadık bunları ama iradem ve inadımla aştık bu konuda mütevazi olamayacağım kusura bakmasın kimse çünkü sadece emzirmeye kanalize olduğum kendimi başka her şeyden soyutladığım zamanlar oldu. İyi ki de oldu, sözün özü istedikten ve azmettikten sonra yapılamayacak şey yok.

Yukarıda yazmıştım tekrar hatırlatayım, fiziki ve anatomik bir sorun olmadıkça herkes emzirebilir. Böyle bir probleminiz yoksa ve hala sütünüzün olmadığından ve yetmediğinden söz ediyorsanız, yeterince istememişsiniz demektir. Bunlar benim şahsi fikirlerim ve deneyimlerim. Meme grevi ile nasıl başettik, strese bağlı sütüm azaldığında nasıl yeniden artırdım, süt sağma ve saklama, tazyikli gelen sütle başa çıkma konularını ayrıca yazacağım. Ayrıntılı yazı öncesi yine yiyerek içerek değil bol bol emzirerek su içerek artırdığımı belirtmek isterim.

Bu konuda bir de YouTube kanalımda videom var. İzlemek isterseniz



Annelerin süper güçlerini unutmayın ;)

Anne-Bebek blogum olan www.gozdeanne.com takip etmeyi unutmayın.

Sevgiler, Gözde Anne

9 Mart 2016 Çarşamba

Yves Rocher Vakfı – Institut de France, Toprağın Kadınları Projesi

1991 yılında markanın kurucusu Yves Rocher’in oğlu Jacques Rocher tarafından doğa ve çevreyi koruma amacıyla kurulan Yves Rocher Vakfı, 2001 yılında, Fransa’nın en eski en prestijli ve en köklü kurumu olan Institut de France çatısı altına girdi. Aynı yıl,  Yves Rocher Vakfı-Institut de France, “Toprağın Kadınları” projesini lanse etti. ”Kar amacı gütmeden, çevre, eğitim,toplum konularında fayda sağlamak için emek veren kadınları desteklemeyi ve seslerini büyük kitlelere duyurmayı” hedefledi. Bugün, 2015 itibariyle “Toprağın Kadınları” projesi kapsamında 50 ülkeden 325 kadın doğaya, topluma,eğitime katkı veren projeleri için ödüllendirildi ve toplam 1.6 milyon euro ödül dağıtıldı.
Yves Rocher Vakfı – Institut de France tarafından yapılan proje Türkiye’de ilk kez bu sene yapılacak.
“Toprağın Kadınları” projesi 3 temel başlığı kapsamaktadır.
1.Biyoçeşitlilik: Çevre yararına bir bitki türü ve ya tabiat alanlarının koruma altına alınmasını sağlamak.
2.Toplum:  Çevre yararına alınan bir aksiyon ile,toplumun refahına sürdürülebilir katkıda bulunmak.Bu kapsamda “Kadın özgürlüğü ve cinsiyet eşitliğine destek” de çok önemli bir alt başlık olmaktadır.Bununla da Birleşmiş Milletlerin,1000 yıl kalkınma hedeflerinden birini desteklemiş oluyoruz.
3.Eğitim:  Çevre ile ilgili bir konuda çocukların ve gençlerin bilinçlenmesini sağlamak.
2015 yılı sonunda kazananın belirlendiği yarışmanın ödül töreni 2016 yılında, Türkiye’de gerçekleşecek olan bir seromoni ile duyurulacak. Ardından Paris’te uluslarası bir seromoni gerçekleşecek.
Daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayabilir ve videolarını izleyebilirsiniz.
#ToprağınKadınları

Bir boomads advertorial içeriğidir.

1 Mart 2016 Salı

Bizimle Bir Gün / Masal Köy (videolu)

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba,
Bildiğiniz üzere blog yazılarımı www.gozdeanne.com blogumdan paylaşıyorum. Kızımın 1 yaşını doldurması ile birlikte bir de YouTube kanalımı yeniden aktif etme kararı aldım. Sizlere de haber vermek istedim.



İlk videomu buraya ekledim. Öneri ve destekleriniz için yorum bırakmayı ve videolarımdan haberdar olmak için kanalıma abone olmayı unutmayın.

Sevgiler,

26 Ocak 2016 Salı

Gülümsemeye dair şaşırtıcı gerçekler: Hangi gülümseme ne anlama geliyor?

Vücut dili kullanımının en belirgin özelliklerinden olan gülümsemenin farklı çeşitleri, altında farklı anlamlar barındırıyor. Tıpkı hissederek gülümsemenin ve mutlu olmadığımız halde gülümsemenin karşımızdaki kişiler tarafından hissedilebiliyor olması gibi, nasıl güldüğümüzün de karşımızdaki kişiler tarafından algılanış biçimi farklılıklar gösterebiliyor.
Dudakları kapatarak gülümsemek
Dudaklar kapalı şekilde gülümsemek, gülümsemenin en yaygın olarak kullanılan çeşitlerinden biri. Kolay yapılabiliyor olması, gülümsemek istemediğimiz ancak gülümsememiz gereken durumlarda karşı tarafa kibar ve nazik bir tepki vermeyi daha kolay hale getiriyor. Dudaklar kapalı olarak gülümsemek, çoğunlukla samimi algılanmayan bir gülümseme biçimi. Gerçekten hissederek gülümseyen kişilerden dişlerini göstererek gülümsemelerini bekliyoruz. Her ne kadar orta dereceli bir samimiyet belirtisi olarak algılansa da, karşımızdaki kişinin gülümserken dişlerinin beyazlığına güvenmiyor oluşunun ya da dişlerindeki problemleri gizlemek isteyişinin de dudaklarını sıkı şekilde kapatarak gülümsemeyi tercih etmesinin sebebi olduğunu da aklımızın bir köşesinde bulundurmakta fayda var.
Kendini beğenmiş gülümseme
Kendini beğenmiş ve odağın kendisinde olmasını isteyen insanların çoklukla kullandığı bu gülümseme çeşidinde, dudaklar genelde kapalı ve gülümseme sağa ya da sola çekilmiş olarak bulunuyor. Zaman zaman dudakların aralık olduğu ya da üst dudağın biraz daha kalkık tutulduğu durumlarda da gözlenebiliyor. Dudaklarla birlikte kaşlarda da bir tarafı kaldırmak gülümsemeyi tamamlayıcı olarak kullanılabiliyor.
Kendini beğenmiş şekilde gülümseyen insanların bir çoğu bulunduğu ortamda lider konumunda olmak isteyen ve odak noktası olmak isteyen kişiler. Kalabalık bir ortamda iletişim kurduğunuz kişilere bir süreliğine bu şekilde gülümsemeye devam ettiğinizde sizinle konuşurken çok daha dikkatli ve gergin olduklarını hissedebilirsiniz.
Yarım gülümseme
Kendini beğenmiş gülümsemeye oldukça benzeyen bu gülümseme türü, asimetrik bir görüntü yarattığı ve tam olarak ne yaptığınızın anlaşılmaması nedeniyle en karmaşık ve en farklı tepkiler alabileceğiniz gülümseme çeşidi. Kendine güven, utanma, ilgi, kızgınlık, dominantlık gibi birbirinden çok farklı duyguları yansıtabiliyor.
Ağız açık gülümseme
Ağız açık olarak gülümseme, dişlerin tamamının gösterildiği gülümseme çeşidinden farklı olarak, kahkaha atarken çekilmiş bir fotoğraf görüntüsünü andırır. Bu gülümseme de, şaşırtıcı şekilde çoğunlukla yapay ve samimiyetsiz bir imaj yansıtır. Her ne kadar yapay olsa da, bu şekilde gülümseyen kişiler çoğunlukla umursamaz, ben merkezci ve eğlenceli kişiler olarak tanımlanır. Özellikle fotoğraflarda fotojenik görünmenin en kolay yollarından biri, tüm dişleri göstermek ve ağzınızı olabildiğince açmak. Tabii ki öğle yemeğinde dişinizde maydanoz kalmadığından ve dişlerinizin yeterince beyaz olduğundan emin olduktan sonra:)
Bu içerik http://www.uplifers.com/ tarafından hazırlanmıştır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Aralık 2015 Salı

Yeni Yıl İçin Alınabilecek En Güzel Hediye

Şimdi yazının başlığına bakıp hemen uçak, araba, sonsuz para diyeceğimi düşünüyorsunuz biliyorum ama bu sefer başka bir hediyeden bahsedeceğim. Yılbaşı yaklaşırken evde aile üyeleri tarafından gizli gizli işler çevrilmeye başlar. Herkes kendi hediyesini en güvenli yere saklamaya çalışır aynı zamanda diğerlerinin hediyelerini bulmaya çalışır. Bu yıl evde yılbaşı için hediyemi biraz erken buldum. Gardırobun en arkasında hışırdayan bir torba içerisinde hediye saklanırsa olmaz.
Neyse ben şu hediye kısmına geçeyim. Daha gelmeyen yılbaşının hediyesi: Oral-B şarjlı diş fırçası. Denemeye çekiniyordum ama hediye gelince keşke daha önce alsaymışım dedim kendi kendime.
Oral-B, profesyonel diş temizleme aletlerinden esinlenerek tasarlamış bu şarjlı diş fırçaları ile mükemmel bir temizlik deneyimi sunuyor. Diş plaklarını temizlemekte manuel fırçalardan çok daha etkili bir sonuç veriyor, ilk kullanımdan sonra bile daha önce sanki hiç bu kadar iyi dişlerimi fırçalamamışım gibi hissettim. Üç boyutlu oynar başlık sayesindeyse normal bir fırçanın yapamayacağı kadar hareket edip, normalde ihmal ettiğimiz ulaşamadığımız yerlere bile ulaşıyor. Fırça başlıkları dişleri tamamen sararak birçok noktaya temas ediyor ve muhteşem sonuçlar almamı sağlıyor.
Ağız bakımına çok önem veren birisi olarak bu benim için en iyi yılbaşı hediyesi oldu. Siz de yeni yılda sevdiklerinize Oral-B şarjlı diş fırçası hediye ederek onları mutlu edebilirsiniz.
Ürünleri incelemek ve yılbaşı indiriminden yararlanmak için tıklayınızBu arada, Burcu Esmersoy'lu videosunu da paylaşmadan duramadım :)

Bir boomads advertorial içeriğidir.